Hepimiz bir gün öğrenci olduk, dirsek çürüttük şu okul sıralarında, başımıza türlü türlü işler geldi. Kimimizin aklında minnet duyduğu, kimimizin nefretle hatırladığı öğretmenler var. Bizler niçin her öğretmeni sevmeyelim, niçin hepsini özlemle anımsamayalım?

Hiç değilse, bu nefret nereden geliyor, onu incelemeliyiz. Öğretmenlik gerçekten kutsal bir meslektir. İnsanlara bir şey öğretmekten değil de onların geçici olarak annesi, babası olmak, insan yetiştirmekten dolayı kutsaldır. Topluma yeni bir birey kazandıracak olan insan, elbette birçok şeyi aşmış olmalıdır. Eğer gençliğinizde kendine saygısı olmayan, insan psikolojisinden ve pedagojiden bir haber, egoist, kibirli, katı, bir öğretmenimiz varsa muhtemelen onu hatırlıyorsunuzdur. Çünkü size çok çektirmiştir. İnsanın sevgiyle hatırlayabileceği öğretmenleri olması için, öncelikle öğretmen olacak insanın tüm bunları göze alması gerekir. Kolay değildir. Naz çekmesini bilmeli, tahammüllü, sabırlı olmalı. Öğrenci, öğretmenine her zaman örnek alınacak varlık olarak bakar ama bu ters teperse, sevginin nefrete dönüşme ihtimali vardır. Nefret öğrenciyi okuldan, derslerden, öğrenmekten uzaklaştırır. Kısacası öğretmen olmaması gereken bir insanın bu mesleği seçmesi, toplumun başına gelebilecek en kötü şeydir.

sosyopia_ogrenci_ogretmen_01

Hemen ana soruya geçelim; İdeal öğrenci-öğretmen ilişkisi nasıl olmalı? Bir öğrenci öğretmeninden her zaman iki şey bekler. Sevgi ve saygı. Tuhaf bir şekilde öğretmen de aynısını ister ama öğretmen, “ben büyüğüm” egolarında yüzüp, adam yerine koymadığı öğrenciyi küçümser ve ona göre hareket ederse, henüz ergen olan çocuğun kişiliği saldırıya uğramış olacağından bu durumda o da saldırıya geçecektir. Bir öğrenci eğer kafaya takarsa, öğretmenin ondan paçayı kurtarma ihtimali zordur. Çünkü o yaşlarda duygular çok yoğun yaşanır ve öğretmen için küçük görünen bir olay, öğrenci için devasa büyüklükte olacaktır. Bu sebepten ötürü öğretmen unutsa bile öğrenci unutmayacaktır. Adam olması için emanet edilen öğrencinin, elbette adam yerine konulması gerekir ki özsaygı edinsin. Öğrenci o yaşta birçok dengesizlik yaşayabilir. Duygusal, fiziksel, zihinsel… Öğretmenin görevi bunları polarize etmek, dengelemek ve düzene sokmak olmalıdır.

Çoğunlukla kendi gözlemime dayanarak söylemeliyim ki birçok öğretmen aynı hatayı yapıyor. Küçücük çocukların dünyasında normal boyutlarda olan bir olayı, öğretmen de gözünde büyütür, “mesele” yaparsa, öğrenci o olayı büyütür ve atlatamaz. Gerçekten, “çocuktur yapar” diyebileceğimiz bir olay, niçin öğretmen tarafından büyütülür? Öğretmen veya büyük, her kim olursa olsun, çocukla özdeşleştiği ve kendi küçüklüğünü, ezikliğini çocuk üzerinden kapatmak için, sanki gerçekten önemli bir şeymişçesine, çocuğun dünyasında da büyütür olayı. Sükûnetle, basitçe çözülmesi gereken olay, büyüğün kendi özsaygısının eksikliğinden dolayı daha da büyür ve çocuk için de içinden çıkılamaz bir hale gelir. Bu çocuğu daha da dengesizleştirir ve üzer. Çocuk henüz yeni yeni yetişirken, yaşadıkları onun için bir ömür boyu üzerinde taşıyacağı şeyler olacağı için, aile gibi öğretmenin de rolü gerçekten çok büyük. Öğretmen büyük olduğunu hissettirmeli, bunu hal ve hareketi ile göstermelidir. Çocuk bu etki altına girince zaten adam olacaktır, çünkü karşısında adam vardır. Bu; “ben senden büyüğüm, asarım, keserim, döverim” gibi bilumum küçük düşürücü ve tehditkâr ifade ile katiyen gerçekleşmeyecektir. Bu, sadece öğrencinin öğretmenden uzaklaşmasına sebep olur.

sosyopia_ogrenci_ogretmen_03

-Duygusal İlişkiler

Henüz birinci sınıfta olan bir erkek çocuğu düşünün. Öğretmeni, onunla kızlar arasında pozitif ayrımcılık yapıyor, erkeklerden nefret ediyor ve kızları her zaman el üstünde tutuyorken, erkeklere kesin çizgilerle daha aşağı konumda tutuyor diyelim. Özellikle daha küçük yaşlarda birey cinselliği, cinsiyeti, toplumsal statüyü yeni yeni algılamaktayken, bu noktada göreceği her türlü dengesiz tutum ona hayatında fazladan uğraşacağı bir yük olarak geri dönecektir. Konuyu ender rastlanılan bir örneğe getirdim ki “tutumun ne olduğunun bir önemi yok, dengesiz olması yeter” mesajını verebileyim.

Aslına bakacak olursak çok değil, öğretmenin sadece o yaşlarda yüklediği her şeyin, on beş yıl sonra topluma geri döneceğini bilincinde olması yeterlidir. Bana göre öğretmen olmak isteyen insanın ciddi şekilde pedagoji eğitimi alması gerekir. Öğretmen toplumda hangi özelliklere sahip insanlar görmek istiyorsa, bu özelliklere yönelik bilgiyi ve duyguyu aşılaması gerekir öğrenciye. Dürüstlük, sevgi, saygı, çevrecilik, vatanseverlik, adalet vb. Kendi içinde henüz çözüme ulaşamamış bir insan veya bir problemle karşılaştığında çözüm olarak şiddeti seçen bir insan, elbette öğrenciye de şiddeti öğretecektir. Öğrencinin öğretmeni sevmesi gerekir. Öğretmenin hareketlerini severse örnek alır ancak. Bizlerin gençliğinde favori şarkıcımızı idol almamızın tek sebebi duygular vasıtasıyla kanımıza girmesi ve yoğun bir sevgi beslememiş olmamızdan kaynaklanır. Aynı şekilde öyle bir öğretmen olacak ki öğrenci onun hareketlerine, sorun çözme şekline, iletişimine, yaklaşımına hayran kalacak, nihayetinde benimseyecektir. Topluma yeni bir birey kazandırmak ancak bu şekilde mümkün olur. Kendini güzel örneklerle benimsetemeyen bir öğretmenin işe yarar pek bir yanı yoktur. Matematik, Fen, Türkçe öğrenmek artık çok kolay hale geldi teknoloji sayesinde ve muhtemelen bu yüzden gelecekte bilgiyi alma şeklimizde değişecek. Peki bu durumda bize bu hasletleri kim kazandıracak? Bunu o gün geldiğinde göreceğiz. Ancak bugün öğretmenlere hiç olmadığından daha çok ihtiyacımız var.

sosyopia_ogrenci_ogretmen_05

Öğretmenlerin değeri ve Atatürk’ün verdiği önem

Belki teknoloji bize bilgiyi sunabilir ama nasıl insan olacağımızı söyleyemez. Bizler, okulda ailelerimizin yanında geçirdiğimiz süreden çok zaman geçirirken, örnek alacağımız insan o olacaktır. Bizi yetiştiren insanı da iyi bir öğretmen yetiştirdiyse, o da iyi bir nesil kazandıracaktır millete. Bu zincirleme sürekli devam eder. Öğretmenlik gerçekten kutsal bir meslek olduğundan, para için yapılması neticesiz kalacaktır. Hem anne, hem baba, hem sevgi dolu, hem de sabırlı olmak kolay değildir. Bu yüzden herkes öğretmen olmamalı. Biz belki yaraları sararız ama o zaman, öyle değerli bir zamandır ki o yaşlarda atacağınız bir tohum, altın bir toprağa ektiğiniz bitki gibi olacaktır. Niçin o zamanları boşa harcayalım? Niçin çok değerli zamanlar bir hiç uğruna heba olsun? Geri dönüşü atom gücünde olacakken her güzel davranışın.

Ağaç yaşken eğilir” sözüyle atalarımızın bu konunun önemini erkenden keşfettiğini görüyoruz. Atatürk de etkili bir devlet insanı olarak, öğretmenlerin toplumda ne kadar değerli bir konuma sahip olduğunun farkındaydı ve öğretmenler için söylediği sözler bunları göstermektedir. Bu sözlerden hepimizin çıkaracağı anlam bir olacaktır. Öğretmenler bir toplum inşa eder. Toplum gelecektir. Gelecek dünyadır. Bizim dünyamızdır. Tarihtir. Olmuş ve olabilecek her şeydir. Bu yüzden öğretmenler aslında bir dünya inşa ederler, onu yazarlar…

Öğretmenler; yeni nesli, Cumhuriyetin fedakâr öğretmen ve eğitimcilerini, sizler yetiştireceksiniz ve yeni nesil, sizin eseriniz olacaktır…

Öğretmenler! Erkek ve kız çocuklarımızın, aynı suretle bütün tahsil derecelerindeki talim ve terbiyelerinin pratik olması mühimdir.

Öğretmenler!… Cumhuriyet, fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek seciyeli muhafızlar ister. Yeni nesli bu nitelik ve kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir.

Yeni kuşak, en büyük cumhuriyetçilik dersini bu günkü öğretmenler topluluğundan ve onların yetiştirecekleri öğretmenlerden alacaktır. Dünyanın her tarafında öğretmenler insan topluluğunun en özverili ve saygıdeğer unsurlarıdır. Cumhuriyet sizden; fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister. Memleket evlâdı, her öğrenim aşamasında ekonomik hayatta verimli, etkili ve başarılı olacak surette donatılmalıdır. Öğretmenler her fırsattan istifade ederek halka koşmalı, halk ile beraber olmalı ve halk, öğretmenin çocuğa yalnız alfabe okutur bir varlıktan ibaret olmayacağını anlamalıdır. Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir.  Öğretmenden, eğiticiden mahrum bir millet, henüz bir millet adını alma yeteneğini kazanamamıştır.

sosyopia_ogrenci_ogretmen_04

-Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk’ün öğretmene verdiği önem

Herkesin kendine göre bir zevki vardır. Kimi bahçe ile meşgul olmak, güzel çiçekler yetiştirmek ister. Bazı insanlar da adam yetiştirmekten hoşlanır. En mesut olanlar, hizmetlerinin bütün nesillerce meçhul kalmasını tercih edecek karakter de bulunanlardır. En önemli ve feyizli görevlerimiz, milli eğitim işleridir. Milli eğitim işlerinde mutlaka muzaffer olmak lazımdır. Bir milletin gerçek kurtuluşu ancak bu suretler olur. Ordularımızın kazandığı zafer, sizin eğitim ordularınız için yol açtı. Gerçek zaferi siz, öğretmenler kazanacaksınız. Bunu başaracağınızdan kuşkum yoktur. Sarsılmaz bir inançla ben ve arkadaşlarım sizi gözeteceğiz. Sizin karşılaştığınız tüm engelleri kıracağız.

Gençliği yetiştiriniz. Onlara ilim ve irfanın (kültürün) müspet fikirlerini veriniz. İstikbalin aydınlığına onlarla kavuşacaksınız. Hür fikirler tatbik (uygulama) mevkiine konduğu vakit Türk milleti yükselecektir.

Öğretmen bir kandile benzer, kendini tüketerek başkalarına ışık verir.

Eğitimdir ki bir milleti ya hür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da milleti esaret ve sefalete terk eder.

Unutmayınız ki Cumhurbaşkanı bile sınıfta öğretmenden sonra gelir.

Öğrenci ne yaşta ve sınıfta olursa olsun, onlara geleceğin büyükleri gözüyle bakacak ve öyle davranacaksın.

Ülkemizi gerçek hedefe, gerçek mutluluğa kavuşturmak için iki orduya ihtiyaç vardır:

Biri vatanımızı kurtaran asker ordusu, diğeri ulusumuzun geleceğini yoğuran irfan. (bilim, kültür)

Yorumlar

yorumlar

YORUM YOK

CEVAPLA