The Revenant… Sizi, insanı insan yapacak tüm duygularla başbaşa bırakacak, ben onun yerinde olsaydım acaba hangi insani tepkiyi verirdim diyebileceğiniz buz gibi bir film. Buz gibiyi mecazi anlamda kullanmıyorum aslında, çünkü film çekilirken zaman zaman soğuktan ötürü kameraların çalışmadığı olmuş. Siz filmi izlerken üşüyebilirsiniz ama duygularınız için aynı şeyi diyemeyeceğim. İnsanoğlu şunun şurasında yüz yıldır modern bir hayat yaşarken, sizi doğanıza götürecek bir deneyim yaşamanın yanısıra, insanların doğal ve acımasız şartlarda ne kadar değişebileceğini kendi gözlerinizle görürken, filmde hiçbir acı veya dehşet sahnesinden kaçınılmadan, realist romancıların bakış açısı gibi, herşey tüm olağan bakış açısıyla resmedilmiş. Bunların yanısıra acının veya kötülüğün zıttı olan iyilik ve sevgi duyguları da tüm estetiği ve sanatsallığı ile resmedilirken, kötülüğün yanında duran iyilik tüm açıklığı ile gözünüze çarpıyor. Her iki kavramı da duygularınızla birlikte net bir şekilde yaşayabiliyorsunuz. Sevgi, merhamet, vahşilik, menfaatler, öfke, intikam… Tüm bu duygulara eşsiz bir doğa manzarası ve sesleri ile birlikte şahit oluyorsunuz. Tüm bu insani estetiklerden dolayı, film bir başyapıt olma yolunda ilerliyor gibi.

sosyopia_sosyopia_gallery3-gallery-image

Baş rolünde Leonardo DiCaprio‘nun kürk avcısı Hugh Glass‘ı canlandırdığı The Revenant, Michael Punke‘nin 2002 yılında yayınlanan aynı adlı romanından uyarlanılmıştır. Yönetmenliğini yaptığı Meksikalı Alejandro González Iñárritu, seneristliğini Mark L. Smith ile birlikte yapmıştır. Film 1823 yılında Kızılderililerin henüz Amerika kıtasını tam olarak terk etmediği yıllarda geçiyor. Zaten filmin duygusallığı tüm bu noktada açığa çıkıyor. Amerikalılar, Fransızlar ve Kızılderililerin çatışma içinde olduğu noktada, herkesin kendi menfaatleri doğrultusunda ne gibi farklılıklar gösterdiğine tanık oluyorsunuz. Bildiğiniz gibi Amerika kıtasının yerel halkları Kızılderililer’den oluşurken topraklarında nasıl vahşice muameleye terk edildiklerini, üstüne bir de vahşi damgası yediğine şahit oluyorsunuz. Hugh Glass ise bir Kızılderili melezi olduğu için filmin dokunaklığı kaçınılmaz oluyor. İnsanlığın tüm modernleşme süreci içerisinde, yerli kalanlar ile bizlerin, arada ne kadar derin bir uçurum yarattığını görürken her iki insan modelini de yakından inceleme fırsatına erişmiş oluyorsunuz.

sosyopia_revenant-gallery-16-gallery-image

Filmin aynı zamanda, oldukça yüksek bir aksiyon içerirken, kamera açılarının ve kalitesinin verdiği keyf filmin çıtasını daha da yükseltiyor. Zira filmin içindeymiş gibi hissediyorsunuz. Tüm ayrıntıları ile şiddet ve aksiyon sahnelerinde karakterle özdeşleştiğinizi hissederken tüyleriniz ürperebilir. Ayrıca kan, ceset, yaralanma ve ölüm sahnelerinin tüm açıklığı ile gösterilmesi gerçek hayatın tüm çıplaklığını daha da yüzünüze çarpıyor.

sosyopia_revenant-gallery-13

Bir ayı tarafından yaralanan Hugh Glass’ın adeta komaya girdikten sonra, tekrar dünyaya dönme çabaları ve gözlerinin önünde onca şeye şahit olan, ama yaralı olduğunda hiç birine sesini çıkaramayan bir karakter canlandıran Leonardo DiCaprio, ciddi anlamda başarılı bir oyunculuk ortaya koymuş gibi görünüyor. Zira tüm o yaralanma sahnelerindeki gerçekliği size hissettirecekleri, dolayısıyla ne kadar başarılı bir biçimde verdiğini göreceksiniz. Hugh, 200 mil yolculuğu,  yeniden dirilirken şahit olduğu şeylerin intikamını almak için yaparken yaşadıkları içinizi burkacak cinsten. İnsan olduğuğunuzu tekrar hatırlamak ve tüm insanı duygularınızı en ince ayrıntısına kadar tüm renkleriyle tatmak için izlenecek ve tekrar izlenecek bir film The Revenant. Keyfli seyirler.

İşte böyle bir şeyden bahsediyordum :)

sosyopia_winnie-the-pooh-compared-to-the-revenant-leonardo-dicaprio-bear

Leonardo Bu Sefer Oscarı Alacak mı Dersiniz ? :) [ALDI :p]

Yorumlar

yorumlar

YORUM YOK

CEVAPLA